Doğan HIZLAN

 

dhizlan@hurriyet.com.tr

 

Ardahan’da Bir Kültürevi

 

ARDAHAN... Türkiye’nin bir ucu.

Artık orada, notalardaki ezgilerin, tiyatro repliklerinin, sözcüklerin yankılanacağı bir yer var:

Dursun Akçam Kültürevi.

Ardahan, yetiştirdiği bir yazarın anısını hep taze tutacak bundan sonra. Onun edebiyata, Türkiye’ye yaptığı hizmetleri unutturmayacak.

Oğlu Alper Akçam’la konuştum dün. Anlattığı, görkemli, içten açılış beni çok etkiledi.

Açılışta 160 kişilik salon, fuaye dolmuş, birçok dinleyici içeri girememiş.

Açılışı eşi Perihan Akçam ile birlikte Tugay Komutanı Kurmay Başkanı Albay Sinan Yayla yapmış. Bütün siyasi partilerden temsilciler katılmış.

Ne güzel bir uyum. Askerden sivile, sağdan sola, ortak bir edebiyat değerinde buluşulması.

Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, otobüs vermiş, Kars Kent Konseyi Genel Sekreteri Sezai Yazıcı, I. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri için çalışmış.

Yalnız onlar mı? Programın kapağındaki kuruluşların, derneklerin adlarını okusanız, Dursun Akçam adının çağrısına herkesin katıldığını fark edersiniz.

Dürüst, onurlu, mücadeleci bir yazarın anısını yaşatmak, kitapları dışında kalıcı kılmak için ailesinin kendi çabasıyla yaptırdığı bir kültürevi.

* * *

I. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri, 3 Haziran’da başladı, bugün saat 20.30’da Reis Çelik Söyleşisi ve Sinema Gösterimi ile bitecek.

Neden küçük sorumluluklardan korkarız?

Öğretmen Halil Arıcı’nın sahneye koyduğu Sünnet Partisi’nde rol alan öğretmenler, valilikten izin alınmadı diye oynamamışlar.

Dursun Akçam gibi bir öğretmene öğretmenlerin yapmaması gereken bir davranış.

Şimdi bütün yazarların, şairlerin imzalı kitaplarını, edebiyatçı arkadaşlarının kitaplığına göndermelerini öneriyorum. Oraya gelenler, Türk edebiyatının iyi örneklerini okusunlar, büyük şehirlere, büyük kütüphanelere ulaşamayanlar, o kitaplardan yoksun kalmasınlar. Dursun Akçam’ın Anadolu’da okuttuğu öğrencilere, onlara aşıladığı düşüncelere bu kitaplarla ulaşabilsinler.

Ardahan’daki sivil toplum kuruluşları sahip çıkacak bundan sonra o binaya, orada Türkiye’yi imrendirecek çalışmalar yapacaklar.

* * *

BEN bu yazıyı yazarken, Adalet Ağaoğlu, Dursun Akçam Kültürevi’nde konuşma yapıyordu.

Yazarların anısını yazarlar ve okurlar yaşatır.

05.06.2005

 

 

ADNAN BİNYAZAR

 

Dursun Akçam Günleri

3. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri’nde arkadaşım Akçam’ı anlatmak üzere geçen hafta sonu Ardahan’a gittim.

Uçak Erzurum’a iniyor. İki yüz elli kilometreyi bulan uzun vadilerde yol alındıktan sonra varılıyor Ardahan’a.

Erzurum, etrafı dağlarla çevrili koca bir yayla kenti. Evliya Çelebi abartısıyla söyleyeyim, yaylayı çevreleyen dağlar arasında iğne deliği kadar açıklık yok.  

Sızması olanaksız ya; diyelim düşman bir yerden sızdı, dağ analar, kentin insanını, sığırını sıpasını, çayırını çimenini kucaklayıp, Erzurum yaylasına girmek isteyeni anasından doğduğuna pişman eder!..

Yeryüzünde su tükense Ardahan’da tükenmezmiş...          

Ardahan yeşilin yeşil olduğu ovalardır, vadilerdir, ormanlardır...     

Çayır çimende otlayan sığırlardır, koyun sürüleridir.

Sürüleri güden cebi telefonlu, kulağı radyolu çobanlardır.

En iyi peynirin üretildiği yaylalardır.

Ardahan, ana ata kadri bilen oğullar diyarıdır...

 

***

 

Ana ata kadri bilen oğul, üç yıl önce yitirdiğimiz köy enstitülü öğretmen, Analarımız, Maral, Ölü Ekmeği, Kanlı Derenin Kurtları gibi yapıtların yazarı Dursun Akçam’ın doktor oğlu Alper Akçam’dır.

Alper, son yıllarda bütün gücünü yazıya verdi. Romanlar, öyküler yazdı. Ana oğul, elde avuçta ne varsa bir araya getirip, Ardahan’da “Dursun Akçam Kültürevi”ni açtılar.     

Ruhuna köy enstitülü ahlakı sinmiş Alper’in; üç yıldır  düzenlenen anma günlerini, imece anlayışıyla bir bilgi üretimine dönüştürüyor.

 

***

 

Kültür, sahnede göbek atmakla olmaz, bilgiyle olur. Alper, oraların dilsel beğenisiyle “Halkımız Ormanda” adlı bir oyun yazmış. Ağaç kesimini alaylı yolla anlatan oyunu, tiyatro yüzü görmemiş el kadar çocuklar oynadılar. 

Oyunu izlerken yıllardır savunduğum bir düşüncemin gerçekleştirildiğini görüyordum: Sanatta verimliliğin, yerinden üretimle sağlanabileceğine inanıyorum. Her kentin tiyatrosu, korosu olmalı. Etkinlikler ora halkının katılımıyla gerçekleştirilmeli. Halkevlerinin temel amacı buydu. Muhsin Ertuğrul’un önerdiği halk tiyatrolarının da...      

 

***

 

Yalnız oyunla kalınmadı. Oğuz Makal’ın Duygu Yılmaz’la birlikte oluşturduğu “Eğitmenler” adlı çekim, “köylüden alma değil, köylüye verme” ana düşüncesi üzerine kurgulanmış. Tonguç’un köyü canlandırma düşüncesinin sanatsal bir yansıması. 

Ahmet Soner, “Cılavuz Belgeseli”inde oradan yetişenlere yöneltmiş kamerasını. Perdede Halise Apaydın’ı görüyorum. Sıradan bir olaymışçasına, yüzlerce öğrencinin arasından seçilip Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne gönderilişini anlatıyor.

 

***

 

Çoğu genç kadın, bilim insanları Prof. Dr. Erendiz Atasü, Dr. Hülya Okuyan, Neşe Doster, Dr. Firdevs Gümüşoğlu, Dr. Aysel Güven, Dr. Jülide Akyüz, Dr. Gülçin Bilgici, Zarife Karaşah, Nazife Aslan, Metin Turan, Murat Tuncel.. Dursun Akçam’ın temel konusu kadın sorununu derinliğiyle düşünüp yorumladılar anma gününde.  

Coşkun Şimşekli, Cengiz Şıklı, Kadir Aydemir, Erbay Kara şiirler okudular.

Şimşekli, düşünsel derinliği olan şiirlerin ozanı. Şıklı anlatmaya başladı mı, ağzından söz ırmakları akıyor... 

Levent Özdemir ağzını dağlara verip, “Hangi martı kendi çığlığında ölmüştür?” diye soruyor şiirinde.

Onların katkısıyla, Ardahan üç gün, bilimsellikle yazınsallığın kaynaştığı bir kültür şenliği yaşadı.

 

Cumhuriyet, 26.06.2007

adnan@binyazar.com

 

 


geri dön