|
![]() Ardahan İl Merkezi, Kışla Caddesi üzerinde, Ardahan Halk Eğitim Merkezi’nin karşısında bulunan Dursun Akçam Kültürevi, Dursun Akçam ailesi tarafından yaptırılmıştır. Kültürevi 286 metrekarelik bir alana oturmaktadır. 150 kişilik çok amaçlı bir salonu (Tiyatro, Sinema, Konferans v.b.), aynı anda otuz öğrencinin yararlanabileceği bir kütüphane, girişte şömine ve sekilerle donatılmış bir fuaye, yönetim, çay ocağı, ısıtma bölümleri ve diğer sosyal birimlerden oluşmaktadır. Kültürevi yapısı, Kars’ta antik Ani yıkıntılarının bulunduğu yöreden çıkarılmakta olan iki ayrı renk taşla dışarıdan kaplanmıştır. Giriş kısmı, fuaye bölümü de yine aynı yöreden çıkarılan bazalt taşla döşenmiştir. Tek katlı, sac çatılı yapının mimarisinde yörenin geleneksel yapı biçimi örnek alınmıştır. Kültürevi arkasında kalan boşlukta da yöreden toplanılacak otantik tarım gereçlerinin ve anısal değeri olan kültürel öğelerin sergilenmesi düşünülmektedir. Dursun Akçam Kültürevi, Ardahan’daki sivil toplum örgütlerinin ve tüm kamusal güçlerin yararlanacağı, sosyal, kültürel alandaki çalışmalara olanak sağlayan bir yer olacaktır. f f f A. Alper AKÇAM DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ AÇILDI! Ardahan Halitpaşa mahallesi Kışla Caddesi üzerinde görkemli bir yapı yükseliyor şimdi. Yeryüzünde değeri olan ama fiyatı olmayan bir şeylerin var olabilme savaşımının bir parçası olan bir yapı... Kopyacılığın, çıkarcılığın, silikleşmenin, aynılaşmanın, egemen olana yaranma yarışının karşısında duruyor Dursun Akçam kültürevi. Özgürlüğün, sanatsal ve bireysel özerkliğin, kendince güzelliğin, kendisi olmanın, emek ürünü olmanın onurunu, kıvancını taşıyor... Her taşında, her parçasında ayrı bir kişiliği, ayrı bir beceriyi, ayrı bir eli, alın terini simgeleyerek... Kul kültürünü egemen kılmaya, iktidarlara yamak olacak kuşaklar yetiştirmeye çalışan belli odakların karanlık çabalarının karşısında, tek başına, aydınlığı, üreticiliği, yaratıcılığı koruyacak, kollayacak bir yapı.
3- 4 – 5 Haziran 2005 tarihi Ardahan için önemli bir dönemeç olarak anılacak bundan böyle. Bir yıla yakın bir süredir yapımı süren Dursun Akçam Kültürevi 1. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri ile Ardahanlıların günlük yaşamındaki vazgeçilmeyecek yerini aldı. Bir yıldır açık gizli yürütülen kimi engelleme çabalarına, kışın soğuğuna, karına karşın inat ve ısrarla yürütülen yapılaşma noktalandı. Anadolu’nun çatısından, sarıçam ormanlarını, kır çiçeklerini, yoksulluğu, yoksunluğu selamlayarak geçen güneş, Kültürevi’nin iki renk taş duvarlarında, Göle çamından doğramalarında, sac çatısında gülümsüyor artık. Açık kapısı, ders çalışacak odası, masası olmayan yoksul öğrencileri, kumar oyununun, sigara dumanının egemen olduğu erkek egemen kahve- kulüp kültürüne karşı yaratıcılığı, kendini geliştirmeyi arayan, insanca çabadan yana her cinsten, her yaştan yetişkinleri bekliyor... Daha şimdiden, kütüphanesinde, dilenci sanısıyla bahçesinden kovalandığı 23 Şubat İlkokulu’na dördüncü sınıftan öğrenci olarak girmeyi başarmış birer Dursun Akçam olması umulan yoksul öğrencilerin sessiz ve direngen gölgeleri kıpırdanıyor. Anadolu’nun diğer yörelerindeki gerileşmeye uydurulmak istenen, kapatılan, günlük yaşamdan silip atılmaya çalışılan, evlerine tutsak kılınmak istenen kadınların varoluş çabalarını bekliyor Kültürevi. Onların da umudu... Gazete, dergi okunabilen, sosyal, kültürel sorunların konuşulabildiği özgür bir mekân Dursun Akçam Kültürevi.
Açtığı davayı kazanarak eski görev yeri Kütahya’ya dönen Vali Aydın Güçlü’nün moral desteğinden başka Ardahan’dan önemli bir yardım almadı Dursun Akçam Kültürevi. Belli yerlerden kaynatılan dedikodu kazanlarının, engellemeye çabalarını da anmak istemiyoruz. Akçam ailesinin, Dursun Akçam simgesel anısında insana, geleceğe, umuda yolculuğunun anısı olarak kalacak Ardahan Kışla Caddesi’nde... Taşında, temelinde, harcında, doğramasında emeğe saygının, özgün ve özerk varoluşun sembolü olarak yolculuğuna katılacak Ardahanlı konuklarını kucaklamak için açtı kanatlarını... Kutlu olsun! f f f Kamuran Semra EREN Değerli DURSUN AKÇAM Öğretmenime, Öğretmenim diyeceğim çünkü her yazar okuru için aynı zamanda bir öğretmendir. Ben sizi bir çok yönünüzle tanıyorum. Ancak siz beni tanımıyorsunuz. Zaman zaman karşılaştığınız okurlarınızdan birisi sayın ve mektubumu bu gerekçeyle kabul edin Peki, nereden esti bu mektup diyeceksiniz. Söyleyeyim: “Kafdağı’nın Ardında” güzel işler yapıldı daha da yapılacak. Ben de 3-4-5- Haziran 2005 günlerinde olup biteni iletmek istedim size. Mektuplara yanıt verdiğinizi daha etkinliklerin ilk gününde öğrendim. Açılış günü Yılmaz ……… adlı öğrencinize yazdığınız mektup yine o öğrenciniz tarafından okununca hepimiz duygulu anlar yaşadık. Mektup arşive konulmak üzere eşinize teslim edildi. Önceden neler konuştunuz neler kararlaştırdınız bilmiyorum ama oğlunuz Alper Akçam önderliğinde o kimi zaman özlediğiniz kimi zaman içinizin yandığı için öfke duyduğunuz ama biliyorum ki sizi siz yapan Ardahan’a yarının Ardahanlıları’na bir kültür evi yapıldı. Sizin adınıza yapıldığı için kapıya: DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ levhası çoktan asılmıştı bile. Bilirim Köy Enstitülü babalar anneler ; “her şey mükemmel olsun” isterler . Şimdi siz de merak ediyorsunuz binayı değil mi? Anlatayım: Çoğunu yakından tanıdığınız, kimini adından duyduğunuz bazıları da hiç bilmediğiniz ama sizin okurunuz olup toplumsal değerlerinize sahip çıkan konuklarınız ,doğrusu , çok beğendiler kültürevinizi. Ardahan’ın özgün taş binası yapısına uygun tek katlı yalın bir bina. Yarım yüzyıllık yaşam arkadaşınız,eşiniz Perihan Akçam ile Tugay Kurmay Başkanı Albay Sinan Yayla , birlikte, dört bir yana anlamlı dilekler ileterek açtılar kültürevinin kapısını ve bizler de girdik içeri... İçeri girince hemen ısınıyorsunuz. Çünkü gür ateşiyle yanan ocağın yalnızca ısısı değil ateşin yalımları bile aydınlığı gözlerinizden yüreğinize doğru doldurmaktaydı.Girişin sol tarafına düşen büyük salonda 30 kişiye, aynı anda, hizmet sunabilecek kütüphanede çalışma masalarının aydınlatılması, bilgisayarı her şeyi düşünülmüş. İçeri girdiğimizde, çoğu, yine oğlunuz Cahit Akçam tarafından getirilen kitaplar yerleştiriliyordu. Etkinlikler süresince gelen konuklar da kitap armağanlarını sundular. Gelemeyenler de gelenlerle yollamışlardı. Çocukların ,gençlerin kitaplara dokunuşlarını benden başkaları da görmüştür sanırım . Hele birinin çalışma masasına kurulmuş lambayı denerken yüzüne düşen ışığı görmenizi isterdim. Girişin sağ tarafı ise iletişim –danışma odası olarak düzenlenmiş . Yine oranın da tüm donanımı tamamdı. Eğitim Sen, ADD ve Eczacılar Odası oradan sorumlu olacaklar bundan böyle. Bana göre akıllı bir seçim olmuş. Ardahanlı, kendi için yapılanı demokratik kitle örgütleri aracılığı ile koruma ve geliştirmeyi öğrenmeliydi. Zaten buna da çoğunun gönüllü olmasına sevindik. Yoksa boşu boşuna onca konuğa hizmet etme gereksinimi duyarlar mıydı?Tören bittikten sonra ayrılışımızda bile hepsi oradaydılar. Tek tek saymak isterdim akrabalarınızı arkadaşlarınızı … Girişin tam karşı kapısından 200 kişiyi alabilen sahneli bir konuşma salonu olarak düzenlenmiş, Kendim konuşurken sahnenin çağdaş insan için ne önemli olduğunu ,öğretmen okulu günlerimi anımsayarak, düşündüm.Hemen her konuşmacı da benzer duygular ve düşünceleri paylaştı. Birilerini dinlerken sabırsızlanıp rahatsız olduğunuzu konuşmacılara göndermelr yaptığınızı biliyordum.Olsaydınız kesinlikle çok rahat ederdiniz; çünkü koltuklar çok sağlıklı hem de estetik bir görüntüye ve renge sahip.Ayrıca sizinle yaşıt dostlarınız hiç kalkmaksızın konuşmaları dinlediler. Hele Perihan öğretmenimiz üç gün boyunca hiç yalnız bırakmadı sizi ve bizi. Bir de er meydanı gibi söz söyleme meydanıydı o gün adeta. Herkesin söz hakkı vardı. Evin yapıcılarından adınıza düzenlenen öykü yarışmasına katılan gençlere kadar herkes iş başındaydı. Sahnedeki küçük eksikleri ,karşı duvardaki gülümseyen renkli fotoğrafınız söyledi değil mi? Merak etmeyin zamanla o eksikler de giderilecek. Çay ocağı … Evet, sanki o ocak on yıldır hizmet veriyor gibiydi. Tanırsınız, Metin Sarıçam Bey demledi çaylarımızı, kız öğrencilerimiz de arı gibiydiler. Çağrılı olan konuklar : Vecihi Timuroğlu, Feyza Hepçilingirler,Metin Turan ve reis Çelik Yerel kültür ve Dursun Akçam, sizi sizin yapıtlarınızı konuştular. Vecihi Timuroğlu her zamankinden daha coşkuyla, Cahit Külebi’den Edirne’den Ardahan’a adlı şiirle selamladı dinleyenleri ve sizi. Alper Akçam da konuşmacılar arasındaydı. O, bizden farklıydı. Beklide çift yönlü şans, hem oğul hem okur olmak. Küskün gittiğinizi bir kez da yineledi .Ama ben bütün bunları gördükten sonra kırgınlığınızın küskünlüğünüzün, gitmese bile, köreldiğini düşünmekteyim. Bir şeyi atlamam gerek bütün aile orada bizlerin yanıbaşındaydı. Gelinleriniz, Serpil, Asiye ve torununuz Caner, kız kardeşiniz, yeğenlerinizden Orhan…Güzel duygular paylaştık Ölçek yolunu gözlediğiniz evinizin penceresinde… Adalet Ağaoğlu,Mustafa Şerif Onaran ve Prof.Dr. Kurtuluş Kayalı EDEBİYAT ve HAKİKAT İLİŞKİSİ konusunda konuşup tartıştılar. Ağaoğlu sizin yazın dünyanızın gerçeği üstünde durdu. Yazdıklarınızın sıradan bir köy gerçeği olmadığını evrensele uzanan bir kurgunuzun olduğunu aktardı dinleyenlere. Onaran Bey ile Kayalı Bey dil gerçekliği konusunda ayrı bakış açılarıyla sorguladılar edebiyatı. Aynı gün küçük bir piknik ve Dursun Akçam ormanına diktiğimiz ağaçlardan sonra Ruhi Su sesini yaşatan Ufuk Karakoç’ un dinletisi vardı. Yirmi yıl aradan sonra doğduğu Ardahan’a gelen Karakoç farklı yorumladı türküleri. Salon yine aynı güzellikte doluydu. Türküler birlikte söylendi. Hangi türkülere katıldınız duyamadık ama Mihriban’ı çok sevdiğiniz söylendi. Biz de hep birlikte sizin için söyledik “lambadaki üşüyen titrek alevi”…Ama ocaktaki alev çok gürdü üşümüyor,tam tersine ısıtıyor ve ışıtıyordu. Az kalsın unutuyordum, çok sevdiğin Kuşadası’ndaki dostlarınız da sizinleydi. Sayenizde tanıştık, varlığımızdan haberdar olduk. Hidayet Bey, İbrahim, Emine Hanım ve diğerleri büyük bir sorumluluk duygusuyla desteklediler etkinlikleri. Onlar da yazarlar belki kim bilir… Son gün, sabah eğitim sorunları yerel düzlemde konuşuldu. Ardahan milletvekili Ensar Öğüt sözler verdi. Ardahan yerel basını tek tek yazdı; sanırım takip edecektir. Sendika temsilcileri sorunlarını konuştular. Gelemeyenlerin telgrafları okundu. İkinci oturumda Prof.Dr. Mustafa Altıntaş ve ben konuştuk. Köy Enstitülü öğretmenler ve aydınlanmadaki öğretmenlerin yerini tartıştık. Özellikle Altıntaş’ın konuşması Ardahanlıları şöyle bir silkeledi. Öğretmenlerin uyandırma görevini, Ardahan’ın gerçekleriyle yüzleştirerek bir kez daha yaptı. Gazeteci Ümit uyanık davranıp metni hocadan alıp yayınlama sözü verdi.Bu arada biliyor musunuz, Ardahan’da yerel gazeteciler ve ulusal ajans muhabirleri boş durmuyorlar. İl sorunlarına karşı dilleri döndüğü ölçüde duyarlılar. Bu duyarlılığın nitelikli yaptırıma dönüşebilmesi ayrıca konuşulmalı diye düşünüyorum. Oldukça etkin gördüm uyumuyorlardı, her an tetikteler…Ne dersiniz başka bir buluşmada gazeteciler konuşulsun mu? Son gösteri Reis Çelik’in İnat Hikayeleri adlı filmiydi. Hani sizin için, Başaran’ dı, sanırım Dede Korkut geleneğinden geliyor demişti. İşte Reis Çelik de bu geleneği özgün tekniklerle sinemaya taşımış. Gerçekten doğanın kalkmayan ağırlığı karşısında iki şey hareket halinde: Biri bulutlar diğeri de her biri bir film ya da tiyatro sahnesine taşınabilecek anlatı geleneği. Örneğin yakından tanıdığınız, Öğretmen Kemal orta oyun geleneğinin bugüne yansımış başında kavuk yerine şapkası olan Pişekâr’ıydı. Bir kez daha gördüm ki o yöreler yeniden dinlenmeli ,yeniden yazılmalı. Siz yeniden yeniden okunmalı ve okutulmalısınız. Kültürevi bu görevi de üstlenmiş oldu. Mektubu sonlandırmak zorundayım, bu günlere çok yakışan Dağlarca’nın son şiirlerinden bir bölüm okumak istiyorum: Bu hepsinden büyük bir kalabalık Yaşlılar çocuklar, genç kızlar… …torunlar vardı ninelerinin ellerinden tutmuş , Hemen anladım Yazılarımdan oluşan bir kalabalıktı bu… Evet öğretmenin, yazarlığınızın ,öğretmen örgütçülüğünüzün , insanca yaşama mücadelenizin topladığı bilinçli bir kalabalıktı bu. Bu kalabalık öyle bilinçliydi ki Alper Akçamla birlikte gelecek yılın programını bile yapmışlardı. Yapıtlarınızla yeniden buluşmak üzere… Sizin yerinize olmasa da, kendi yerime Alper Akçam’ı yalnız bırakmayan Sezai Yazıcı, Cengiz Şıklı, Çetin Demirci, Ardahan Yüksek Okulu öğrencisi Torun, Gazeteci Ümit’e, ve emekli öğretmen Kemal Gültekin’e, ADD,Eğitim- Sen Eczacılar Odası yöneticilerine , ilk günü bizi el emekleriyle doyuran kadınlarımıza kızlarımıza ellerine sağlık derken gelecek günlere yapacakları işler için şimdiden kolay gelsin diyorum. Burdur, 9 Haziran 2005 f f f Hidayet TUNCER Sevgili Hocam, Tanıştığımız, can dost olduğumuz günden beri doğduğun topraklara her gidişinde “Hadi arkadaş, hazırlan birlikte gidelim Ardahan’a, Ölçek köyüne. Sana Çıldır gölünün kıyısında Çıldır’ın balıklarıyla bir rakı ziyafeti çekeyim.” Derdin. Bak işte geldim. Ta Kuşadası’ndan senin doğduğun, yaşadığın, anılarını anlattığın bu topraklara. Hem de seni çok seven dostların, güzel insanlar dediğin İbrahim beyi, Ergül hanımı, Emine hanımı, Belma hanımı ve Aynur hanımı da alarak yanıma. Belki aramızda değildin ama içimizdeydin, yüreğimizdeydin. Hani, “Bu çocuk da benim gibi ters, benim gibi inat. Bir şeyi kafasına koydu mu sonunu getirmeden bırakmaz” dediğin büyük oğlun Dr. Alper AKÇAM. İşte o benim güzel kardeşim senin adını en güzel şekilde yaşatacak “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’ni” kara - kışa, yağmura – çamura, engellemelere – dedikodulara aldırmadan her şeyi ile mükemmel bir şekilde yapmış, bitirmiş. Bizler bu güzel yapıtın açılışını yaptık. Can dostların sevgili Vecihi TİMUROĞLU, Adalet AĞAOĞLU, Mustafa Şerif ONARAN, Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ, Prof.Dr.Kurtuluş KAYALI, Feyza HEPÇİLİNGİRLER, Kamuran Semra EREN, Metin TURAN, filmleriyle Reis ÇELİK, bağlamasıyla Ufuk KARAKOÇ ve adını sayamayacağım kadar çok sevenlerinle. Ama Çıldır gölünün kıyısında ve Çıldır gölünün balığıyla senin şerefine Perihan hocam, çocukların Alper, Cahit ve tüm dostlarınla birlikte rakılarımızı da yudumladık, ( Hani çocukluğumda aşık olmak istemiştim derdin ya hep) Aşık Mehmet OKTAY’ın deyişleri eşliğinde. Ama Kemal GÜLTEKİN hocam (nedendir bilinmez kominist Kemal diyorlar) benden şikayetçi oldu “Bizim aşığı susturdun” diye. Sevgili hocam, az kalsın unutuyordum açılışına gelemediğim “Dursun Akçam Ormanına” bir de çam ağacı diktim. Çamları çok severdin, hatta Kuşadası’ndaki evin bahçesine hep bir çam ağacı dikelim diye söylerdin ya. Bizleri sağlığında belki yazdığın kitaplarla bir araya getirebildin. Ama şimdi “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’nde” içimizde ve bizimlesin. Seni hiç unutmayacağım ve çok sevdiğin Kuşadası’nda yüreğimin bir köşesinde bende “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’nin” kapısını hep açık tutacağım. Sen rahat uyu sevgili can dost DURSUN AKÇAM. H.Hidayet TUNCER Türkmen Mah. Gürbüz Sitesi 17. Blok Daire-8 Kuşadası - AYDIN Tel: (GSM) 0532 441 86 16 - (Ev) 0256 613 04 85 |
| |
© 2005 A. Alper Akçam |