| |
|
HİDAYET TUNCER'İ AKÇAM DOSTUNUN YANINA UĞURLADIK...
Dursun Akçam'ın can dostu, Kuşadası'nda geçirdiği yıllar boyunca gece gündüz hiç ayrılmadığı yoldaşı olmuş güzel insan, değerli dost Hidayet Tuncer'i, 6 Mayıs sabahı, belki de otuz sekiz yıl önce Üç Fidan'ın dallarını eğerek tümümüzü selamladıkları o zaman dilimi içerisinde, geride kalanlara el sallayarak, sessizce ayrıldı aramızdan.
Bizi yaralı kuşlar gibi bırakarak bu tarafta.
Uğurlar olsun sana güzel insan.
Şimdi Akçam dostunlasın.
Ve yüreklerimizin en saygın köşesinde...
|
Hidayet Tunçer'den iki anı
DURSUN AKÇAM KARAKOLDA
Yüreği insan sevgisiyle dolu, güzel insan sevgili Dursun AKÇAM’la (Sevgili Hocamla, ben ona hocam diye hitap ederdim o da bana emekli derdi) Kuşadası’nda l998 yılının Mart ayında tanıştım. Ama, ne tanışmaydı ya!. Bu tanışma konusu ayrı bir anıydı benim ve sevgili hocamın belleğinde. Çünkü, onunla olan dostluğumuzun bir başlangıcıydı. “En iyi dostluklar kavgayla başlar” derler ya, işte öyleydi bizimkisi de. Sonuçta iyi bir dost ve kapı komşusu olduk. Gün oldu dertlerimizi-sevinçlerimizi, gün oldu anılarımızı-sırlarımızı paylaştık. Ta ki; ölüm onu bizden ayırana dek. Onu çok özlüyorum. Hele “Hadi arkadaş çık ininden de şöyle bir yürüyüş yapalım” deyişini. Ben evden kolay kolay çıkmazdım, o da benim eve in derdi dışarıya çıkmadığım için.
devamı
GECELER BİR KARABASAN
“Bırakın beni bırakın ! Gidin başımdan ! Uçurmayın, savurmayın beni ! Ben kuş değilim bırakın ! “ diye bağırırken kendi sesine uyandı, gecenin bir yarısında. Ter içinde kalmıştı bedeni. Nefes almakta güçlük çekiyor, sanki boğulacakmış gibiydi. Ok gibi fırladı yerinden evin tüm ışıklarını yaktı.
Yine o karabasanlardı düşlerinde gördüğü. Dayanamıyordu artık ölümlere. Hep düşlerine giriyordu ölenler. Ellerinden , ayaklarından tutup fırlatıyorlardı onu odanın ortasına. Başı dönüyordu bir o yana bir bu yana uçup durmaktan. Eşi, kardeşleri ve babasıydı onun düşüne girenler. Onlara bağırıyordu ama ne sesi çıkıyor ne de kurtulabiliyordu o karabasanlardan. Nice zaman sonra kendi sesine uyanıyordu. O gece de öyle olmuştu.
devamı
Hidayet TUNÇER'den mektup
|
Sevgili Hocam,
Tanıştığımız, can dost olduğumuz günden beri doğduğun topraklara her gidişinde “Hadi arkadaş, hazırlan birlikte gidelim Ardahan’a, Ölçek köyüne. Sana Çıldır gölünün kıyısında Çıldır’ın balıklarıyla bir rakı ziyafeti çekeyim.” Derdin. Bak işte geldim.
Ta Kuşadası’ndan senin doğduğun, yaşadığın, anılarını anlattığın bu topraklara. Hem de seni çok seven dostların, güzel insanlar dediğin İbrahim beyi, Ergül hanımı, Emine hanımı, Belma hanımı ve Aynur hanımı da alarak yanıma.
Belki aramızda değildin ama içimizdeydin, yüreğimizdeydin.
|
Hani, “Bu çocuk da benim gibi ters, benim gibi inat. Bir şeyi kafasına koydu mu sonunu getirmeden bırakmaz” dediğin büyük oğlun Dr. Alper AKÇAM. İşte o benim güzel kardeşim senin adını en güzel şekilde yaşatacak “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’ni” kara - kışa, yağmura – çamura, engellemelere – dedikodulara aldırmadan her şeyi ile mükemmel bir şekilde yapmış, bitirmiş. Bizler bu güzel yapıtın açılışını yaptık. Can dostların sevgili Vecihi TİMUROĞLU, Adalet AĞAOĞLU, Mustafa Şerif ONARAN, Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ, Prof.Dr.Kurtuluş KAYALI, Feyza HEPÇİLİNGİRLER, Kamuran Semra EREN, Metin TURAN, filmleriyle Reis ÇELİK, bağlamasıyla Ufuk KARAKOÇ ve adını sayamayacağım kadar çok sevenlerinle. Ama Çıldır gölünün kıyısında ve Çıldır gölünün balığıyla senin şerefine Perihan hocam, çocukların Alper, Cahit ve tüm dostlarınla birlikte rakılarımızı da yudumladık, ( Hani çocukluğumda aşık olmak istemiştim derdin ya hep) Aşık Mehmet OKTAY’ın deyişleri eşliğinde. Ama Kemal GÜLTEKİN hocam (nedendir bilinmez kominist Kemal diyorlar) benden şikayetçi oldu “Bizim aşığı susturdun” diye.
Sevgili hocam, az kalsın unutuyordum açılışına gelemediğim “Dursun Akçam Ormanına” bir de çam ağacı diktim. Çamları çok severdin, hatta Kuşadası’ndaki evin bahçesine hep bir çam ağacı dikelim diye söylerdin ya. Bizleri sağlığında belki yazdığın kitaplarla bir araya getirebildin. Ama şimdi “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’nde” içimizde ve bizimlesin.
Seni hiç unutmayacağım ve çok sevdiğin Kuşadası’nda yüreğimin bir köşesinde bende “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’nin” kapısını hep açık tutacağım. Sen rahat uyu sevgili can dost DURSUN AKÇAM.
H.Hidayet TUNÇER
Türkmen Mah. Gürbüz Sitesi
17. Blok Daire-8
Kuşadası - AYDIN
Tel: (GSM) 0532 441 86 16 - (Ev) 0256 613 04 85
GÖZLERİ YÜREĞİYDİ
Asıl yaşam,
yüreğimde saklı benim.
Yüreğimin bir yarısı gece,
bir yarısı gündüz.
Ayrılık ve ölümler gecem,
sevgi ve dostluklarım gündüzüm diyordu,
gülümseyerek kadehini kaldırırken.
Belli ki yaşamı,
olduğu gibi yaşamaya çalışıyor,
yüreğini açmak istemiyordu en yakın dostlarına bile.
Kim bilir belki de dostlarını,
gecelerim dediği ölüm ve ayrılıkların acısıyla üzmek istemiyordu.
Oysa,
bakışlarından belliydi,
gündüzleri de vardı
yüreğinde.
Deli deli
fırtınalarla bir o yana, bir bu yana savrulan
sevdaları, dostlukları da…
Nedense onlardan da söz etmiyordu.
Sımsıkı
kapatmıştı yüreğini,
bir daha hiç açmamacasına.
Günlerden bir gündü işte...
Deniz kıyısında bir yerlerde karşılıklı
oturmuş,
yine içkilerimizi yudumluyorduk.
Yaşamda en çok neyi seviyorum biliyor musun?
Dedi bana.
Yaşamın, her anını dolu dolu yaşamayı.
Sevgileri, dostlukları
paylaşmayı ve sonra da deniz kıyısında bir kayanın
üstüne tek başıma oturup
doyasıya ağlamayı.
Ve akan göz yaşlarımı ıslak ıslak
dalgalara bırakmayı
diye devam etti sözlerine.
Ve ardından;
Hadi bakalım sevgili dost, güzel
dostlukların hiç bitmemesi
şerefine!
Kaldırdı kadehini.
Dudakları gülümsüyordu, biraz acı, biraz tatlı.
Bakışları hüzünlüydü.
Yağmur bulutlarıydı gözleri.
Bir şeyler söylesen
ayrılıktan, ölümden, sevdadan yada dostluktan yana;
belki de ılık ılık,
ıslak ıslak süzülüp akacaktı gözyaşları yanaklarına.
Gülümsedim;
Şerefine dostum, gece ve gündüzlerin,
dostlukların şerefine.
Yaşam,
gece ve gündüz değil mi ki zaten.
Öyleyse, hadi bakalım bir yudum da
Yaşamın şerefine…
Bir yudum içti ve yavaşça masaya bıraktı
kadehini.
Bir şeyler
söyleyecekmiş gibi
uzun uzun baktı gözlerime.
Gözleri
gece ve gündüz gibiydi.
Bir yanda hüzün, bir yanda sevdalar.
Ve birden
çekti aldı gözlerini benden,
başını çevirdi denizden yana,
hiç bir şey söylemeden.
Bilemiyorum, dakikalar mıydı, saatler mi
aradan geçip giden zaman.
Dalgalar çıkmıştı denizde ansızın,
delicesine, köpük
köpük kayalara savrulan.
İşte, unutamadığım an o andı.
Yani, dostumun
başını çevirip, bana
yeniden baktığı an. İki damla gözyaşı vardı
yanaklarında;
iki damla gözyaşı
ılık ılık, ıslak ıslak,
dalgalara doğru süzülüp giden.
Gözleri miydi ağlayan, yoksa yüreği mi?
Kim bilir, belki de gözleri yüreğiydi.
H.Hidayet TUNÇER
Kuşadası, 2005
|