|
Alper Akçam
SIRADIŞI BİR BABADA YAŞAYAN OĞUL GÖZÜYLE, DURSUN AKÇAM...
Hayatı ve kendini çok sevmekten öte değildi günahları. Kırdıkları da olmuştu, sevenleri de, dokunabildiklerinden. Öyle büyümek, öyle çoğalmak isterdi ki, tüm evren kendisi olsa kanmazdı, durmazdı coşkusu. Onca ayrı ve ayrıcalıklı olmak isterdi ki bir yandan da, dokunduğu her şey onu izlesin, onca dizgelensin diye beklerdi. Baktığı her nesnede mutlak kalırdı gözlerinin izi. Onunla bir kez bakışan onsuz olamamıştı iyi ya da kötü diye ayırdıkları o izlerin ardından. Bir gölge, bir esinti olsun dökmeden uçamazdı kimsenin üstünden. Belki o akışla umursamamıştı kendi varlığının da var olduğunu ona duyumsatmak isteyen, önüne çıkan, ayağına takılan kimi canlıların şaşkın bocalamalarını.
Metin Turan
KIBATEK [Kıbrıs Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatı Kurumu] Genel Başkanı
Edebiyatta tavır, edebi tavır ve Dursun Akçam*
* Bu metin, 16-18 Haziran 2006 tarihlerinde, Ardahan’da gerçekleştirilen ‘2. Dursun Akçam Kültür-Sanat Günleri’nde yapılan konuşmadır.
I. En başından bir belirlemede bulunmak, belki de bilineni yinelemek gerekecek. Dursun Akçam’ı, dolayısıyla kuşağını,değerlendirirken edebiyatın toplumsal işlevine, edebiyatçının da toplumsal konumuna dikkat etmek gerekiğini vugulamıştır.. Çünkü bu kuşak edebiyatçılarının gerçekleştirmiş oldukları yazınsal yeniliği anlamak için buna gerek vardır. Onlar hem geçimlerini sağladıkları mesleklerini yaparlarken gösterdikleri özen ve sorumlulukla kişiliklerini bütünleştirmişler hem de toplumsallaşmış yazar kimliklerinin kendilerine yüklediği bilincin farkında olarak bu kimliğin gereklerini yerine getirmeye çalışmışlardır.
Feyzullah Ertuğrul
ÖDP Kurucusu ve Keçiören İlçe Örgütü Üyesi / TÖS ve EĞİT-DER Eski Genel Başkanı
O Hep Yaşayacak*
* Bu metin, Kasım 2003 tarihinde, Evrensel Kültür Dergisi'nde yayınlanan yazıdır.
Dursun Akçam, 1930'da Ardahan'ın Ölçek Köyü'nde dünyaya geldi. Anası onu "sırtında odun yüküyle ormandan dönerken" doğurdu. Okul yoktu köylerinde. Onun içindir ki daha küçükken ezbere Kuran, mevlit okumayı; din, ibadet üstüne herşeyi öğrendi. Ama birgün "yeni yazı kursu" açıldı Ölçek Köyü'nde de. Kurs "meellim"i (öğretmeni) asker ocağından çavuş olarak çıkıp gelen, Kurban'ın oğlu Kaypak Resül'dü. Bunun için sonradan "Resül Efendi1" denildi sonradan ona ve yeni yazı kursuna katılan Dursun Akçam; "bülbül gibi" kitap okumayı, "inci gibi yazı döktür (meyi)", "en zor hesapların" üstesinden gelmeyi, Kurtuluş Savaşı'nı, Atatürk'ü, Cumhuriyet'i Resül Efendi'den öğrendi.
Feyzullah Ertuğrul
ÖDP Kurucusu ve Keçiören İlçe Örgütü Üyesi / TÖS ve EĞİT-DER Eski Genel Başkanı
Dursun Akçam'ın Ardından*
* Bu metin, Ocak 2004 tarihinde, Eğitim-Sen Aylık Haber Bülteni'nde yayınlanan yazıdır.
19 Eylül 2003'te yitirdiğimiz Dursun Akçam'ın ardından, onun sanatçı kimliğinin yanı sıra örgütçü ve eğitimci kimliği de anımsanmalıdır.
"Eli kalem tutanın, dili kelam edenin doğruyu yazması, söylemesi önce insanlık borcudur.Yoksa gözüne dizine durur yediği ekmek, haram olur anasının sütü" diyerekten "Doğunun Çilesi" adındaki kitabıyla 1965'te başladı yazın yaşamına Dursun Akçam. Yediği ekmek gözüne dizine durmasın, anasının sütü haram olmasın diye Anadolu köylüsünün dramını anlatan öykülere,romanlara imza attı onu izleyen yıllarda.
Öner Yağcı
Kars'ın Köylüğünden Cılavuz'a, Öğretmenliğe, Yazarlığa Bir Çocuk
Ardahan'ın Ölçek Köyü'nde 1930'da doğar Dursun Akçam (oğlu, onun doğumunun 1927 olduğunu söyler). İlk öğrenciliği Kuran kurslarında hocaların yanındadır. Dindar, sofudur. Köyde açılan geçici Halk Dershanesi'nde okuma yazma öğrenir. Sınavla Ardahan'da 4. sınıfa yazılır. 5. sınıftan sonra okumayı düşIeyemez bile. Ama Cılavuz'da açılan Köy Enstitüsü'ne köy çocuklarının ''dövlet'' tarafından okutulacağı söyIentisi dolaşmaya başlar ve önce düş, sonra gerçek olur orada okumak.
Hidayet Tunçer'den iki anı
DURSUN AKÇAM KARAKOLDA
Yüreği insan sevgisiyle dolu, güzel insan sevgili Dursun AKÇAM’la (Sevgili Hocamla, ben ona hocam diye hitap ederdim o da bana emekli derdi) Kuşadası’nda l998 yılının Mart ayında tanıştım. Ama, ne tanışmaydı ya!. Bu tanışma konusu ayrı bir anıydı benim ve sevgili hocamın belleğinde. Çünkü, onunla olan dostluğumuzun bir başlangıcıydı. “En iyi dostluklar kavgayla başlar” derler ya, işte öyleydi bizimkisi de. Sonuçta iyi bir dost ve kapı komşusu olduk. Gün oldu dertlerimizi-sevinçlerimizi, gün oldu anılarımızı-sırlarımızı paylaştık. Ta ki; ölüm onu bizden ayırana dek. Onu çok özlüyorum. Hele “Hadi arkadaş çık ininden de şöyle bir yürüyüş yapalım” deyişini. Ben evden kolay kolay çıkmazdım, o da benim eve in derdi dışarıya çıkmadığım için.
GECELER BİR KARABASAN
“Bırakın beni bırakın ! Gidin başımdan ! Uçurmayın, savurmayın beni ! Ben kuş değilim bırakın ! “ diye bağırırken kendi sesine uyandı, gecenin bir yarısında. Ter içinde kalmıştı bedeni. Nefes almakta güçlük çekiyor, sanki boğulacakmış gibiydi. Ok gibi fırladı yerinden evin tüm ışıklarını yaktı.
Hidayet TUNÇER'den mektup
Hani, “Bu çocuk da benim gibi ters, benim gibi inat. Bir şeyi kafasına koydu mu sonunu getirmeden bırakmaz” dediğin büyük oğlun Dr. Alper AKÇAM. İşte o benim güzel kardeşim senin adını en güzel şekilde yaşatacak “DURSUN AKÇAM KÜLTÜR EVİ’ni” kara - kışa, yağmura – çamura, engellemelere – dedikodulara aldırmadan her şeyi ile mükemmel bir şekilde yapmış, bitirmiş. Bizler bu güzel yapıtın açılışını yaptık. Can dostların sevgili Vecihi TİMUROĞLU, Adalet AĞAOĞLU, Mustafa Şerif ONARAN, Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ, Prof.Dr.Kurtuluş KAYALI, Feyza HEPÇİLİNGİRLER, Kamuran Semra EREN, Metin TURAN, filmleriyle Reis ÇELİK, bağlamasıyla Ufuk KARAKOÇ ve adını sayamayacağım kadar çok sevenlerinle. Ama Çıldır gölünün kıyısında ve Çıldır gölünün balığıyla senin şerefine Perihan hocam, çocukların Alper, Cahit ve tüm dostlarınla birlikte rakılarımızı da yudumladık, ( Hani çocukluğumda aşık olmak istemiştim derdin ya hep) Aşık Mehmet OKTAY’ın deyişleri eşliğinde. Ama Kemal GÜLTEKİN hocam (nedendir bilinmez kominist Kemal diyorlar) benden şikayetçi oldu “Bizim aşığı susturdun” diye.
|
