BETERİN BETERİ
Tohum ekme işi biter bitmez ardından herk (nadas) ayı geldi. Bu kez kotan hodaklığı yapacaktım. Tam bir ay eve dönemeyecektim. Bu zor görevi yüzümün akı ile başaramazsam, beş paralık insan sayılacaktım. Evde ve köy içinde kimse bana adam gözü ile bakmayacaktı. Böyle bir adam yarın evlenmek isteği zaman, kızını veren de olmazdı. Hodaklık iyi bir rençper olmanın alfabesiydi çocuklar için, kendini kanıtlamanın da bir göstergesi sayılırdı.
İlk hodaklığımda iyi bir sınav vermemiştim. Bir karış boyumla tarlada tohumluk arpayı satarak hırsızlık yapmıştım Delikli Melo ile birlikte! Memo Ağa da haklı olarak ikimizi de kovmuştu. Bir buçuk put arpayı da ödememişti o yüzden..Yani sicilim bozuktu, aklanmam gerekiyordu.
Bizim topraklar kavidir, otludur. Toprağın bereketi derinlerdedir. Kirizması derin olması gerekir. O nedenle nadasın karasabanla değil, kara kotanla (ağaçtan büyük pulluk. Bu pulluğun yalnız toprağı delen iki aleti seviş ve diş kısmı çelik demirdi). En az sekiz, en fazla on iki çift öküz çeker bir pulluğu. Ortalama her ailenin bir çift, bilemedin iki çift öküzü olur. Varsıllar bu sayıyı üç çift öküze değin çıkarırlardı. İmece usulü her aile bir çift, en kabadayısı iki çift öküz koşardı sabana. Her çift öküze olmasa bile en az iki çift öküze bir hodak bulmak da öküz sahiplerinin göreviydi. Kotan yarım alo mu (yarım dönem),tam Alo mu işleyecekti toprağı, işin başında konuşulur, karara bağlanırdı. Yarım dönem için bir çift öküz sahibine yalnız bir gün nadas yapardı kotan. Manda koşmuş olanlara bir buçuk gün, maçkala (kotanı yöneten,yönlendiren kişi) iki gün, gece kotan öküzünü otlatan iki kişiye iki gün, toplam süre on beş,on altı gündü. Tam alo bunun iki katı olurdu, kotan bir ay tarlalardan köye inmezdi.
Kotan Kadim dayınındı. On çift öküze boyunduruk vuruldu. Kotan kağnıya yüklendi. Bir maçkal, yedi hodak, iki öküzcü, akşam üstü törenlerle uğurlandık. Ben iki çift öküz sürecektim, bir çifti bizim,öbür çifti Mürsel amcamın. Tam alo, otuz gün sürecekti nadas. İki hafta sonra bir gün mola verilecekti. Dördüncü haftayı tamamladığımız zaman nadas bitecekti. Ardından biçim ayı başlıyordu. Önce ot, sonra ekin, ot biçimi iç içe yürütülecekti.
Kotan dördüncü gününde Kekeme Halil’in harosundaydı (nadasa bırakılmış yoz tarla). Biz hodaklar birer birer sayardık bu günleri. İlk on beş günün sonunda verilecek bir günlük molanın sevinci ile avunurduk. Bir kez doya doya uyumuş olacaktık. Sonra gezecek tozacak, oynayacaktık bir güzel.
Amca oğlu Mecit’in yanına iyice sokuldum, hasırı başıma çektim,uyudum. Bıyıklı,kuyruklu “Çayır Böceği” kulağıma girerken yakaladım. Parmaklarım arasında bir güzel ezdikten sonra attım. Bir şamata koptu ansızın. Gözlerimi açtım, “Yılan,yılan!” bağırıyordu İso. Tüm hodaklar ayaklanmıştık. Karanlıkta kimse bir şey göremiyordu. Maçkal Şollo yetişti:
Uyumaya fırsat kalmadı. Öküzcüler, kotan öküzünü getirdiler. Bulutlu havada ne teraziler, ne Çoban yıldızı!.. “Sabahtır!” diyorlardı.
Neye göre sabahtı?.. Davar Taşkesilen tepede azıcık bir ağartı vardı ama bu şafak ağartısına benzemiyordu. Daha çok bulutların boşluğundan doğan ağarktıydı. Olaki öküzcülerin uykusu gelmişti, uyumak istiyorlardı? Tartışma uzadı. Maçkal Şolla kararını verdi:
Kotanın, hodakların yönetiminden tek sorumlu kişiydi Şollo. Onun bir dediği iki olmazdı.Her hodak karanlıkta kendi öküzünü buldu, kulağından tutarak boyunduruğa koştu. Bindik öküzlerin boynuna. “Ho, ho babam ho!” seseleriyle kamçılarımız, çubuklarımız inip kalkıyordu öküzler üstünde... Neden sonra sabah oldu. Kara bulutlar karartmıştı sabahı. Yerle gök birleşmişti. Bir de soğuk vardı deme gitsin. Titriyorduk. Elimize üflüyor, soluğumuzla ısınmaya çalışıyorduk. Yağmur yerine dolu yağabilirdi. Kurşun gibi düşerdi başımızdan, boyundurukta bizi, toprakta körpe çiçeği, otu budar geçerdi.
Kekeme Kemal iki kolunda iki kova ile göründü. Gülük nevalemizi, tarlası sürülen sağlamak zorundaydı. Bir ay içinde bir çift öküzü olanın iki gün, kotan sahibi ile maçkalın, bir de iki çift öküz sahibi Hütseyin’in tarlası dörder gün sürülecekti. O nedenle sırası gelen ortaklar, gece zor uyurlardı. Acaba hava güzel olacak mıydı, maçkal ve hodaklar yeterince çaba harcayacaklar miydi? Maçtal Şollo’nun tavrı çok önemliydi. Gündelik sahipleri Şolla’ya, ”Hedaye” bir paket tütün almayı unutmazlardı. Öküzü iyi sürsünler diye hodakların da gönlünü yağlı ekmek, pişi, kete yedirerek yapmaya çalışırlardı. En kıral ekmek pişiydi. Bizler daha çok pişi beklerdik. Peynir, ekmek , yoğurtla geçiştirmeye çalışanların işi yaştı! Boyunduruk üstünde ses sesse söylediğimiz, “Horavel” ile bunu açıkça dile getirirlerdik:
Aç kurutlar örneği saldırdık pişilere. Kim elini çabuk tutarsa o, daha çok yerdi. Lokma boğazımda düğümlendi. Göğsümü yumrukladım, yuttum. Hızımı hiç kesmedim. Pişi bitti. Doymuş muydum bilmem? Ama ısınmıştım bir ölçüde.
Öküzü koştuk, atladık boyunduruklara. İki, üç evlek döndük, gök gürledi, şimşek çaktı. İrmik büyüklüğünde başladı yağı, sonra yağmura çevirdi. Kotan duramazdı. Sürdürmek zorundaydık, yazık olurdu Kekeme Halil’e.
Bizlere pişi yedirmişti ayrıca! Yağmur hızlandı, sicim gibi iniyordu üstümüze. Gök gürlüyorn,şimşek çakıyordu. Göz gözü görmez olmuştu. Sudan çıkmış sıpaya dönmüştük her birimiz. Evlekler göllenmişti. Öküzler çamura bata çıka direniyordu. Elimden çubuğum düştü. İnip almak isterken ben düştüm öküzlerin ayakları altına. Kurtulmaya çalışırken Şollo’nun buyruğu geldi, “İnin aşağı, öküzlerin karnı altında saklanın!” İmdadıma yetişen bir buyruktu bu!
Kotan durmuştu. Bu kez de öküzün sırtından akan sular,yağmurla birlikte üstüme düşüyordu. Ama öküzün karnı sıcaktı. Ellerimi kalçasının çukurunda ısıtıyordum Kolik öküzün. Yağmur yavaştan dindi. Çiseliyordu ama önemli değildi.
Gömleğim sırtıma yapış yapıştı. Elimi,kolumu sallayarak ısınmaya çalışıyordum. Daha çok öküzleri çubuklayarak bu hareketi yapmaya çalışıyordum. Kolik öküz boyunduruğu zorladı yana, ileri doğru, kafasını geriye doğru çevirdi,gözlerini uçurdu üstçme. İçime ateş düştü. Hem boynunda taşıyordu beni gün boyu, hem de darda kalanda karnı altında ısınıyordum! Ben bir zalim miydim? “Anam avradım olsun kolik bir daha
sana el kaldırırsam!” diye söylendim, yemin ettim.Evleği geri dönerken, indim, boynuna sıralarak gözlerinden öptüm. Bakışları yumuşaktı. Acaba bağışlamkış mıydi? Yalnız Kolik’i değil, öteki öküzleri de dövmeyecektim.Bu sözümde durdum. “Sen öküzü süremiyorsun!” diyen Şollo’dan bir iki kez şamar yedim. İster istemez çubuklamak zorunda kaldığım zamanlar bile onların canını yakacak biçimde çubuklamadım.
Yağmur bir yavaşladı, bir hızlandı. Gün akşama değin sürdü. Kekeme’nin üç te bir tarlası sürülemedi. Öfkeliydi, kime küfredeceğini bilmiyordu, “Bir çift öküzüm bir ay işleyecek. İki gündelikten biri gitti. Kaldı bir gün. Bu reva mı? İki kilo inek yağı harcadım. Pişi için Değirmenci Şahi’den paramla buğday unu aldım. Gene de tarlam yarım kaldı!” diyerek dövünüyordu.
|